Kudüs Hakkında

TARİHTE KUDÜS

Tarihçiler, Kudüs’te medeniyetin başlangıcını milattan yaklaşık olarak on bin yıl öncesine dayandırmaktadır. Milattan önce 4 binli yıllarda Amorlular ve Ken‘ânlılar Arap yarımadasından Filistin topraklarına göç etmişlerdir. Bundan dolayıdır ki göç ettikleri topraklar Ken‘ân diyarı olarak ifade edilmiştir. Ken‘ânlılar soyundan gelen Yebûsîler ise yaklaşık M.Ö. 2500 yılında Kudüs şehrine ilk yerleşen kabile olmuştur.

Kudüs tarih boyunca Yebus, Urusalim, İliyâ, Beytü’l-Makdis, Zehratü’l- Medain, Kuds-i Şerif, Medinetü’s-Selam olarak isimlendirilmiştir. Tarihte 40 defa işgale uğramış ve 37 defa da yıkılmış ve tarumar edilmiştir.

Şehir, M.Ö. 16. yüzyılın başlarında Firavun’un egemenliğine girmiş ve bu egemenlik yaklaşık 2 asır sürmüştür. M.Ö. 1000 yılında ise Kral Davut (as)’ın egemenliğine girmiş ve Yahudi egemenliği de yaklaşık 300 yıl devam etmiştir. M.Ö. 586 yılında Nebukadnezzar döneminde Persler tarafından yıkılarak işgal edilmiş ve Yahudi varlığına son verilmiştir. M.Ö. 332 ila 165 yılları arasında ise Yunanlıların egemenliğinde kalmıştır. Komutan Pompey’in işgalinden sonra M.Ö. 63 yılında Romen İmparatorluğunun idaresine geçmiştir. Her defasında Yahudilerle şehre egemen olanlar arasında sorunlar zuhur etmiş ve akabinde çoğu kez toplumsal nizamı bozduğuna inanılan Yahudiler ya bir şekilde cezalandırılmışlar ya da şehirden uzaklaştırılmak durumunda kalmışlardır. Kudüs’te Rumlarla Persler arasındaki çatışma, Müslümanların Ebu Ubeyde Amir Bin Cerrah’ın komutanlığında Rumlara karşı kazandığı Yermük zaferine kadar devam etmiştir. Müslümanlar 636 yılında Kudüs’ü fethettikleri zaman Kudüs Patriği Sophronios, şehri bizzat Hz. Ömer’e teslim etme şartı koşmuştur. Akabinde bir süreç başlamış, Emevi ve Abbasi dönemlerinde Kudüs’te kalkınma ve refah öncelikli hale gelmiştir.

Kudüs Şehri daha sonra Tolunoğulları, akabinde ise Fâtımîler ve Selçukluların egemenliğine girmiştir. 1099 yılında haçlı işgaline maruz kalmış, 88 yıl haçlı idaresi Kudüs’te kan ve gözyaşı akıtmış, en iğrenç suçları işlemiştir. Mescid-i Aksa’nın kutsallığı yok sayılmış, atların bağlandığı bir ahıra dönüştürülmüştür. Büyük komutan Selahattin Eyyubi, 1187’de gerçekleşen Hıttin Savaşında haçlılara karşı elde ettiği zaferle Kudüs’ü tekrar özgürlüğüne kavuşturmuştur.

 

Bütün Filistin toprakları 1260-1517 yılları arasında Memlüklerin hâkimiyeti altında kalmıştır. 1517 yılında Osmanlı Ordusu Memlükleri Mercidabık savaşında yenmiş ve bölgede yaklaşık 4 asır Osmanlı Devleti hâkimiyeti sürmüştür. 1917 yılında (1.dünya savaşı sonlarına

doğru) bütün Filistin toprakları İngilizlerin işgaline uğramış ve bu doğrultuda, 9 Aralık 1917 tarihinde de yine İngilizler Kudüs’ü tamamen ele geçirmişlerdir.

1917-1947 yılları arasındaki manda yönetimi süreci boyunca Filistin toprakları üzerinde adeta işgal devletinin (İsrail) temelleri atılmış ve akabinde de Kudüs şehri dâhil olmak üzere bütün Filistin şehirleri İngilizler tarafından peyderpey işgal yönetimine teslim edilmeye başlanmıştır.

Kudüs tamamen Yahudiler tarafından tutsak hale getirilince işgal ve Yahudileştirme prosedürleri icra edilmeye başlanmıştır. Yerine Yahudi Mahallesi inşa edilmek üzere Faslılar (Mağaribe) Mahallesi tamamen yıkılıp dağıtılmış, 27 Haziran 1967’de Kudüs’ü tamamen hâkimiyet altına alabilmek için kanun çıkartılmıştır.

Mevcut Arap cemiyet ve kuruluşları dağıtılmış muhafızları da kovulmuştur. Kudüs Belediyesi kurulmuş, Kudüs’ün kuşatılması ve işgal yönetiminin kendi lehine demografik bir durum oluşturmak için geniş ölçekli yerleşim çalışması başlatılmıştır. Şehri terk etmeleri için Arap nüfusu üzerinde baskılar oluşturulmuş, inşaat ruhsatı verme işlemleri reddedilmiş (refüze edilmiş), ağır vergi mükellefiyeti getirilmiştir. Durum öyle bir hale gelmiştir ki, 30 Temmuz 1980 yılında İsrail Meclisi (Knesset) Kudüs’ü işgal devletinin birleşik başkenti yapmak, hükümet ve parlamento konaklarını (idarelerini) Kudüs’e taşıma saikıyla Birleşik Kudüs için temel yasa çıkartmıştır. İşgalciye karşı koyma ve kurtuluş mücadelesi günümüzde de halen dinamizmini muhafaza etmektedir.

KUDÜS’ÜN ÖNEMİ

Kudüs şehri Filistin’in atan kalbidir. Dinlerin ve medeniyetlerin beşiği, gözlerin çevrildiği ve gönüllerin ulaşmak istediği diyardır. Bütün bu çatışmalar bu diyar içindir. Toprağına âşık olanlar uğruna canlarını feda etmişler, ona bağlılıklarını açıkça göstermişlerdir. Orada kalmak isteyen herkes bedel ödemektedir. Azgın işgalci, sadece orayı ele geçirmek için değil, aynı zamanda orada bulunan ağaç, taş ve tüm tarihi değer ve simgelere de olanca düşmanlığıyla saldırmaktadır. Kudüslüleri haklarından mahrum etmekte ve onlara karşı saldırganlık ve zulüm politikası uygulamaktadır. Azgın saldırganın bu tutumu karşısında Kudüslüler sabrın ve sebat etmenin en görkemli ve en güzel duruşunu ortaya koymaktadırlar. İşgalcinin uyguladığı zorunlu göç politikasını reddetmekte ve yine haklarının gaspı ve kutsal beldenin Yahudileştirilmesi politikalarına karşı yüksek bir sesle, “Asla geri adım atmayacağım, asla susmayacağım ve asla pes etmeyeceğim!” nidaları ile sapasağlam duruşunu ilan etmektedir.

 

Bugün işgal yönetiminin, Kudüs’ün tarihi simgelerini ve medeniyet değerlerini pervasızca değiştirme çalışmalarıyla birlikte, uyguladığı emrivaki politikalardan dolayı Kudüslünün canı, malı, ailesi ve işi tehdit altındadır. Kazdığı tünellerle, eski eserleri yıkarak, arazileri zorla gasp ederek, tarihi ve hakikatleri tahrif ederek kutsal şehri İslami kimliğinden soyutlamaktadır. Özgürlüklere el koyarak, zulüm politikaları uygulayarak Kudüslüleri göç etmeye zorlamaktadır. Ancak beyhude! Kudüslü, ne kadar ağır olursa olsun Kudüs için bedel ödemeye hazırdır. Kudüs için sebat etmenin hikâyesi böyle başlar.